Akort problemi yaşayan müzisyen vardır. Sürekli enstrümanının akordunu bozuk sanır. Her parça arasında (hele gitaristse ve ayağının altında bir tuner varsa her fırsatta) akort yapar. Daha beteri de var tabi. Bunlar tüm program boyunca akortsuz enstrüman çalar. Çok yeteneklidir ancak duymaz. İnanılmaz şeyler yapar, bir de akortlu çalsa neler olur kim bilir.
Kullandığı ses sistemiyle kavgalı müzisyen vardır. Bunlar her an sesle oynarlar. Bir türlü tatmin olmazlar. Her parçada mikserin başında ki adamı daraltırlar, mikser elinin altındaysa sürekli oynaşır durur. ” Bir milim bas ver, üç milim efekti geri al, biraz parlat, nezleli geliyor ” gibi abuk terimler kullanırlar. Program sonrası da ” ses tesisatı berbat ” gibi laflar ederler.
Ayar manyağı baterist vardır. Sahneye kurulması saatler alır. Trampeti, hi-hati, zilleri kurarken karışla ölçer. Aksi halde çalamaz. Hiçbir yerde konuk baterist olma şansı olmaz. Sahneye ilk açılış bir yana parça aralarında ve hatta eslerde bile zillerin uzaklığını karış karış ölçüp ayar çeker. Sakat işte.
Garip bir iki basçı tribi vardır. Klavye üzerinde parmaklarını ne kadar çok ve abuk aralıklara basarsa o kadar iyi olduğunu düşünür. Olur olmadık parçalarda çok gereksiz notalar basar. Bir de bu duruma bok atan basçılar vardır. Sol eli süratli değildir, ama sağ eli iyidir ve boyuna tremolo yapar. Bu tipler slap tekniğine de bayılırlar ancak sol el yeterince hızlı olmadığından bu durumu pek uzatamazlar.
Sorunlu solist müzisyen vardır. Astım olmadığı halde o spreylerden kullanır. Aksi halde sesi çıkmaz. Bu tiplerde garip takıntılar vardır. Güneş gözlüğü taktığında sağırlaşmak gibi. Psikolojik bir şey olsa gerek, gözlüğü taktığı anda duyu kaybı başlar.
İlgisiz müzisyen vardır. Adam sahnede kopar, başka bir yerde çalmaya başlar. Çevresi umurunda değildir. Orkestrasıyla kontağı sıfıra düşer. Hele solo atıyorsa kendini kaybeder. Artık kuracak cümlesi kalmadığında ayılır veya ayılma numarası yapar.
Duygusal müzisyen vardır. Sevgilisiyle tartışır, solo atamaz, sesi kısılır, yanlış akor basar. Mutlu gününde inanılmaz şeyler yapar. Duygusuz müzisyen vardır. Hiçbir şey umurunda değildir. Her zaman aynı çizgisindedir. Kötüyse kötü, iyiyse iyi. Hiçbir etken onun müzisyenliğini etkilemez.
Kendini bir bok sanan müzisyen vardır. Yüksek sahneye çıktığı anda kişilik değiştirir. Hiçbir halt olmadığı halde kendini ilah ilan eder. Sahneden indiğinde ilgi ve şefkat ister. Bulamadığında bir bok olmadığını anlar. Ancak sahneye çıktığında aynı moda tekrar girer.
Enstrümanına küs müzisyen vardır. Çalmaktan hoşlanmaz veya çalamadığı için öyle görünür. Programı biter bitmez enstrümanı bir köşeye atar hemen sahneden iner. Tekrar sahneye çıktığında akorduna filan bakmadan çalmaya başlar. Bir de yaptığı müzikten hoşnut olmayan müzisyen aynı tribe girer. Sahnede bunu bariz belli eder. Surat ekşitir, oflar, poflar, aktif çalmaz, hatta bazen hiç çalmaz. Ama o müzikten para kazanmaya devam eder.
Yaptığı müzikten zevk alan ve bunu abartan müzisyen vardır. Sahneye yarım saat erken çıkar. Uzunca bir süre ayar yapar, programına en az on dakika erken başlar, araları kısa tutar, programı yarım saat geç bitirir. Çalışanlardan bolca küfür yerken işletme sahibinin en gözde müzisyeni olur.
Yorumcu müzisyen vardır. Her parçayı kendince yorumlar. Bu kötü bir şey değildir ancak her parçanın aynı şekilde yorumlanması insanları bayar. Mesela bluesdan hoşlanan bir müzisyen tüm parçaları blues yapar, etkilendiği bir müzisyen varsa tüm parçaları onun gibi söyler veya çalar. Dozunu bir türlü tutturamadığı bir yorum çizgisi bulur.
Kopyacı müzisyen vardır. Bu tür müzisyen son on yılda çokça türemiştir. Bilgisayar teknolojisinin müziğe girmesiyle tüm parçalar orijinalinin aynı kaydedilip çalınmaya başlar. Kaydı yetenekli biri yaptıysa parçanın her notasını aynen dinlersiniz. Bu kayıtlar elden ele dolaşır her yerde aynı kaydı dinlemeye başlarsınız. Parça espriye müsaitse her solistten de aynı esprileri duyarsınız. Bazen ayrı müzisyenlerin ayrı ayrı programlarında parça sırası bile değişmez.
Like this:
Be the first to like this post.